Şizofreni; erkek, kadın, çocuk, genç, yaşlı fark etmeksizin herkeste görülebilen bir hastalıktır ancak hastaların bu durumu kabullenme süreci oldukça çok zordur. Bu dönemde hastaya karşı çok ılımlı ve yakın davranmak gerekir. Ruhsal sorunları olan hastaların öncelikle hasta olduklarını kabullenmeleri, sonrasında mutlaka uzman bir doktordan yardım almaları gerekir.
Kelime anlamı "bölünmüş kişilik"tir. Şizofreni hastaları gerçek ile halüsinasyonu ayırt edemez. Çünkü gerçeği kavrama yetisi anormal bir şekilde etkilenmiştir. Düşünce ve kavrayışında bozulmalar oluşur. Hastanın halüsinasyonlar, sanrılar görmesine, karışık düşüncelere sahip olmasına sebep olur. Tam olarak tedavisi mümkün olmamakla birlikte kontrol altına alınması ve iyileşme göstermesi mümkündür. Hasta ilaçla, psikososyal tedavi ve rehabilitasyon ile normal yaşamını sürdürebilir.
Hastalarda kendine zarar verme eğilimi vardır. Özellikle intihar etme olasılıkları yüksektir. Hatta hastaların genç yaşta ölmesinin en önemli nedeni intihardır. Çevrelerindeki insanlara karşı duyarsız bir tavır sergilerler, saldırgan veya tehlikeli davranışlarda bulunmaları beklenmez. Lakin hastanın alkol veya uyuşturucu madde kullanımı söz konusu ise bu maddelerin kullanımına bağlı olarak tehlikeli ve şiddet içeren davranışlarda bulunma olasılıkları artar.
Zeka bakımından bir gerilik asla söz konusu değildir, toplumun geneli ile aynıdır. Amerikalı bir matematikçi olan John Nash, şizofreni hastalığına yakalanmasına rağmen Nobel Ödülü'nü kazanmıştır. Hastalığın ilerleme seyri çok yavaştır. İlk zamanlarda insanlar bunu fark edemeyebilir. Hastalığın ilk belirtileri genellikle 16-30 yaş aralığında görülür.
Paranoid şizofreni: Bu tür hastalar kendilerinin başlarına bir şey geleceğini düşünür. Mesela öldürülecekleri, cezalandırılacakları, eziyet veya zulüm gördükleri hissine kapılırlar. Kendilerini sürekli tehdit altında hissederler.
Hebefrenik şizofreni: Hastanın kafası karışıktır, bir dediği öbür dediğini tutmaz, söyledikleri birbiri ile uyuşmaz. Günlük işlerini yaparken bile zorlanabilir. Davranışları diğer insanlara çocuksu, yüzeysel, uygunsuz ve duygusuz gelebilir.
Katatonik şizofreni: Bu hastalık fiziksel olarak belirti gösterir. Hastaların çevrelerindeki dünyaya karşı duyarsız oldukları görülür. Olaylara tepki vermezler, donukturlar. Genel olarak hareketsiz olmaya meyillidirler ancak bazen yüzlerini buruşturmak gibi bir tepki verebilirler. Başkalarının söylediklerini tekrarladıkları da olur. Ayrıca bu hastalar yetersiz beslenebilir veya kendilerini yaralayacak davranışlar da bulunabilirler.
Ayrışmamış şizofreni: Diğer şizofreni hastalarındaki belirtilerin hiçbiri gözükmüyorsa ayrışmamış şizofreni hastalığı olduğu kabul edilir.
Hastalığa neyin sebep olduğu tam olarak bilinemiyor. Genetik yatkınlık, stres ve çevresel faktörlerin bu hastalığa yol açabileceği düşünülüyor.
Kalıtımsal yatkınlığın bir sebep olduğu biliniyor. Yapılan araştırmalara göre tek yumurta ikizlerinde şizofreni hastalığı varsa diğer ikizde bu hastalığın görülme olasılığı %48'dir. Yani genetik yatkınlık tek başına bu hastalığın oluşması için yeterli değildir.
Hastanın beyin kimyasında dengesizlikler vardır. Hastalarda dopamine aşırı hassasiyet gözlenir ya da aşırı dopamin üretilir. Dopamin beynin salgıladığı, kişinin duygularını, haz hissini, acıyı ve hareketleri etkileyen bir tür kimyasaldır. Dopaminin dengesiz olması beynin dürtülere (koku, ses, görüntü vb.) karşı verdiği tepkileri etkiler. Bu durum da halüsinasyonlar ile delüzyonların oluşmasına sebep olur.
Yapılan araştırmalarda hastaların beyin fonksiyonları ile yapısında normal insanlara göre farklılık olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu durum şizofreninin oluşmasında ya da belirlenmesinde kesin sonuç vermez. Çünkü her hastada bu tür bir anomali bulunmayacağı gibi normal insanlarda da bu anomalinin görülme olasılığı vardır.
Araştırmalarda hastalığa genetik yatkınlığı olan insanların yüksek stresli durumlar, viral enfeksiyonlar, zayıf sosyal etkileşimler gibi sosyal faktörlere maruz kalması durumunda şizofreni hastalığının ortaya çıkabileceği gözlemlenmiştir. Genel olarak ise ergenlik çağındaki ve gençlik dönemindeki insanlarda fiziki ve hormonal değişikliklerin ortaya çıktığı dönemde belirtilerini göstermeye başlar.
Ailenin davranışları veya hastanın kişilik sorunlarının olması ise bu hastalığa kesinlikle yol açmaz.
Şizofreni hastalığı aniden başlamaz, kişide yavaş yavaş ilerleyerek oluşur. Daha sonra da belirtiler şiddetlenir. Mesela okul çağında bu hastalık başladıysa çocuğun sosyal çevresinden kendisini soyutladığı, içine kapanık bir yapıda olduğu, okul notlarının düştüğü, iletişim problemleri, uyku düzensizlikleri yaşadığı, sinirli ve depresif bir ruh halinde olduğu gözlemlenir. Ayrıca fısıltı şeklinde sesler de duyması olasılık dahilindedir. Gençlerin gördüğü sanrılar ve kuruntular yetişkin hastalardaki sanrılara ve kuruntulara göre daha yoğundur.
Hastalığın görülmesi cinsiyete göre değişmez. Lakin erkeklerde kadınlara göre daha erken yaşta ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Kadınlarda 20'li yaşların sonlarında ortaya çıkarken erkeklerde 20'li yaşların başında ortaya çıkar. Çocuklarda ve 45 yaşından büyük insanlarda ise şizofreni teşhisi konulmasına çok nadir rastlanır.
Hastalığın pek çok belirtisi vardır. Ancak bu belirtiler her hastada aynı şekilde seyretmez. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Hastalığın belirtileri üç grupta toplanır: Pozitif belirtiler, negatif belirtiler ve deorganize belirtiler.
Sadece şizofreni hastalarında görülen belirgin belirtilerdir. Bunlara aynı zamanda psikotik semptomlar da denilir.
Hasta yanlış kanılardan oluşan kuruntulara kapılır. Bu belirti hastaların büyük çoğunluğunda görülen genel bir semptomdur.
Şizofreni hastalarında en sık rastlanılan durum hastanın sesler duymasıdır. Bu sesler kişiye emir verebilir, kişinin davranışları hakkında yorum yapabilir veya kişiyi taciz edebilir.
Bu semptomları yaşayan hasta net olarak düşünemez ve karşılaştığı olaylara karşı doğru reaksiyon gösterme becerisini kaybeder.
Normal insanların davranışlarının şizofreni hastalarında eksik olmasından kaynaklanan belirtiler olarak tanımlanır. Bunlar, işlev görme yeteneğinin azalması veya eksikliğidir.
Hastalığın teşhisi için kullanabilecek herhangi bir laboratuvar testi yoktur. Ancak her ihtimale karşın hastanın öncelikle fiziksel muayenesinin yapılması gerekir. Belirtilerin başka bir hastalıktan kaynaklanma ihtimaline karşı doktor öncelikle tam kan sayımı (CBC), manyetik rezonans görüntülü tarama (MR), bilgisayarlı tomografi taraması gibi testlerin yapılmasını talep eder. Eğer bu test sonuçlarına göre herhangi bir sorun tespit edilemezse hastanın akıl hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir psikolog veya psikiyatra sevki sağlanır. Uzman psikiyatr ise özel olarak hazırlanmış testler ile hastanın psikolojik değerlendirmesini yapar. Ayrıca terapistin belli bir süre boyunca hastayı gözlemleyerek belirtilen semptomların teşhisini koyması gerekir. Doktor hastanın intihar düşüncesinin olup olmadığını, halüsinasyon görüp görmediğini, ruh halinin nasıl olduğunu, hezeyanları ve kuruntularının olup olmadığını inceler. Şizofreni teşhisi koyabilmesi için ise semptomların en az 6 aydır görülüyor olması gerekir.
Şizofreni kişinin hayatı boyunca süren bir hastalıktır. Tedavisi mümkün değildir. Lakin doğru şekilde müdahale edilirse kontrol altına alınabilir. Hatta kişinin normal hayatını sürdürmesi olanağı oluşur. Tedavi yöntemleri ile amaçlanan, hastalık belirtilerini hafifletmek ve tekrarlanma riskini ortadan kaldırmaktır.
Hastaların yatarak tedavi edilmelerine gerek yoktur. Muayenehanelerde veya polikliniklerde tedavi edilmeleri mümkündür. Hatta yapılan araştırmalarda hastaların sosyal hayattan tecrit edilmeden toplum içinde yaşamalarına izin verilmesi durumunda hastalığın iyileşme gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak hastanın kendisine veya etrafına zarar verme riski varsa veya semptomlar şiddetli bir şekilde yaşanıyorsa, hezeyanları krize varacak derecede ağırlaşmışsa hastanın yatarak tedavi edilmesi daha uygundur. Bu durumda hasta hem sürekli uzman sağlıkçıların gözetiminde olacağından hem de yeme, içme, temizlik gibi ihtiyaçları daha düzenli bir şekilde karşılanacağından dolayı tedavisi daha düzgün bir şekilde gerçekleşir.
Hastalıktan korunmanın hiçbir yolu bulunmuyor. Ancak erken tanı konulması ile belirtiler şiddetlenmeden veya hasta kendisine zarar vermeden önce tedaviye başlanabilir.
Tedavi amacıyla ilaç kullanılabileceği gibi psikososyal tedavilerin kullanılması da mümkündür.
Psikotik belirti gösteren hastaların ilaç kullanması uygundur. İlaçların beyindeki nörotransmitörlere etkisi ile semptomlar kontrol altına alınır. İlaçların çok fazla yan etkisi olduğundan hastalar sıkıntı yaşayabilir, ancak bu yan etkiler uzun süreli olmadığı için kullanılmasında bir sakınca yoktur. Her hastaya uygun ilacın bulunması zaman alabilir. Bu durumda birkaç ilaç denemesi yapılabilir. Bu gayet olağan bir durumdur. Doktorun tavsiye ettiği dozajda ilaçların sürekli kullanılması gerekir. Hastanın kendi başına karar alarak ilaçlarını bırakması doğru değildir. Bu durum hastalığın semptomlarının artmasına neden olabilir.
İlaçların yan etkileri şunlardır:
Bu tedavi, hastaların günlük hayatın zorlukları ile baş etmesini kolaylaştırır. Ancak psikososyal tedavinin başarılı olabilmesi için ilaç tedavisinde yol kat edilmesi gerekir. Bu hastaya uygun bir ilaç bulunmasından sonra psikososyal tedaviye başlamanın daha doğru olduğu anlamına gelir.
Psikososyal tedavide şu hususlar bulunur:
Aile eğitimi: Hastanın aile bireylerinin toplanarak hastalıkla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda eğitim alması tedavi sürecinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar. Nasıl yardım edebilecekleri gösterilir.
Hastalık yönetim becerileri: Hastanın hastalık hakkında bilgilendirilmesini içerir. Hastaya saatlerini nasıl yöneteceği öğretilir.
Bilişsel davranışçı terapi: Burada faydasız davranış ve düşünce kalıplarını değiştirmek amaçlanır. Hastanın hangi sorunlarının olduğu tespit edilir ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda kendisine yardımcı olunur.
Rehabilitasyon: Hastanın günlük hayatında yapması gereken okula gitme, iş bulma, kişisel bakımını gerçekleştirme gibi konularda yardımcı olunur. Sosyal hayata katılmasında ve iletişim kurmasında kolaylık sağlanmaya çalışılır.
Kendi kendine yardım grupları: Hastalar ve hasta yakınları toplanarak bir grup oluşturulur ve hastalıkla mücadele için gruptaki insanlar birbirlerinden destek alırlar.
Bu tedavide hastaların başına yüzeysel elektrotlar bağlanır ve beyne elektrik şoku gönderilir. Beyne gönderilen şoklar nörotransmitterlerin salınmasına yardımcı olur. Bu tedavi şekli artık pek kullanılmıyor. Ancak ilaçla tedavi ya da psikososyal tedaviler yetersiz geldiği, katatoninin arttığı veya depresyon tedavisi uygulanmasıbıb zora girdiği takdirde uygulanabilir.
Hastanın beynindeki sinirler kesilerek ayrılır. Bu yöntem, geçmiş zamanlarda şiddetli şizofreni hastalarının tedavisinde kullanılırdı. Günümüzde ise neredeyse hiç uygulanmıyor. Çünkü uygulanması halinde kişide ciddi kişilik değişikliklerine yol açtığı gözlemlenmiştir. Sadece ciddi epilepsi durumlarında uygulanır.
Şizofreni mutlaka kontrol altına alınması gereken bir hastalıktır. Çünkü bu hastalık hayatın her alanını etkiler. Oluşabilecek komplikasyonlar ise şunlardır: